DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Necmettin Erbakan’ı Anma Programı’nda Gazze’de gerçekleştirilen soykırıma tepki göstererek, “Kadınları, çocukları hunharca öldürdükleri topraklara çöküp, sahilde güneşlenecekleri günleri müjdeliyorlar’’ dedi. İktidarın İsrail’le ticari ilişkilerine dikkat çeken Babacan, “Gazze’de insanlar katledilirken, Filistinli kardeşlerimiz çaresizlik içindeyken, Erbakan ne yapardı? Şu andaki iktidarla aynı tavrı almayacağı kesin’’ ifadelerini kullandı.
Babacan, “Erbakan hocamızın vefatının 14. sene-i devriyesinde, içinde bulunduğumuz coğrafya gerçekten şu anda kötü günler yaşıyor. Yanı başımızda Gazze’de on binlerce kardeşimiz katledildi. İnsanların başını sokacakları tek bir hane bile kalmayıncaya değin Gazzelilerin üzerine bombalar yağdırıldı. Doktorlar, öğretmenler, öğrenciler, kadınlar, erkekler, yaşlılar, çocuklar; ayrım yapmaksızın hepsi katledildiler. Üstelik, bu soykırımına kalkışanlar ellerini kollarını sallayarak dolaşıyor, kendilerine bu cüreti verenlerle birlikte poz veriyorlar. Gazze’yi bir tatil beldesine çevirmek için hazırladıkları planları projeleri, utanmadan ortalık yerlerde, sosyal medyada paylaşıyorlar. Gazze tahayyüllerini inanılmaz, gerçekten tahammül edilmez bir üslup ve edayla ortaya koyuyorlar. Kadınları, çocukları hunharca öldürdükleri topraklara çöküp, sahilde güneşlenecekleri günleri müjdeliyorlar’’ diye konuştu.
İktidarın İsrail’le ticari ilişkisine sert tepki gösteren Babacan, şunları söyledi:
“Peki, yanı başımızda bunlar yaşanırken ülkenin başındakiler ne yapıyor? Sonuç getiren hiçbir şey yapmıyorlar arkadaşlar, hiçbir şey. Öncelikleri her zaman ticari ilişkiler. Yaptıkları bu. ‘Aman menfaatlere zarar gelmesin’ diyorlar. Aslında belki de Rahmetli Erbakan’ı anlatırken şu tek soruyu sormak lazım: Bugün, hayatta olsa Necmettin Erbakan ne yapardı? Gazze’de insanlar katledilirken, Filistinli kardeşlerimiz çaresizlik içindeyken, Erbakan ne yapardı? Şu andaki iktidarla aynı tavrı almayacağı kesin… Ne yapardı? Uluslararası hukuku harekete geçirmek için hemen adım atardı. Türkiye, Uluslararası Adalet Divanı’ında ilk davayı açan ülke olurdu. Şimdikiler gibi sekiz-on ülkenin peşine takılmazdı. D8 ülkelerini derhal toplar, ortak bir tutum için bastırırdı. İslam İş Birliği Teşkilatını olağanüstü toplantıya çağırır, toplu bir tepki için önayak olurdu. İsrail’le ticareti sonlandırmak için aylarca beklemez; bilakis, sonuçları ne olursa olsun soykırım karşısında kesin bir tavır alırdı. ‘Köle düzeni’ dediği düzene ayak uydurmak yerine, bazı Batı ülkelerinin kendi değerlerini nasıl ayaklar altına aldıklarını tek tek ifşa ederdi, yüzlerine haykırırdı. Ancak güçlü ve itibarlı bir Türkiye’nin coğrafyasına yardım elini uzatabileceğinin farkında olurdu."
Babacan, sözlerini şöyle tamamladı:
"Peki biz ne yapacağız, ne yapmalıyız? Geceli gündüzlü çalışmak zorundayız. Evet, çok çalışmak ama emrolunduğu gibi dosdoğru çalışmak zorundayız. Bir arada yaşamayı imkânsız hale getirmek isteyenlerin farkındayız. Ülkemizi düzlüğe çıkaracak yolun parlamenter sistemden geçtiğinin farkındayız. Çünkü, adalet olmadan, demokrasi olmadan yarınlara yürüyemeyeceğimizin farkındayız. En önemlisi de, demokrasiye hâlâ parmak sallayanların farkındayız; hortlamak için fırsat kollayan 28 Şubat zihniyetinin de gayet iyi farkındayız İşte bu sebeplerle herkesin insan onuruna yaraşır bir hayat sürmesi için elimizden geleni yapacak, bunları yaparken de gözümüzü dört açacağız. Aldatmayacağız ama aldanmayacağız. Bir olacağız, hep beraber olacağız. Çünkü biliyoruz: Biz bir olursak Türkiye kazanacak. Biz bir olursak, coğrafyamız kazanacak. Biz bir olursak, insanlık kazanacak."
Hibya Haber Ajansı